4 Şubat 2014 Salı

Doğa ve Denge


2 Temmuz 2013 Salı


Doğada her şey denge üzerine kurulmuştur ve aslına dönmek üzere programlanmıştır. Elektrik de öyle. Elektriği dengeli dağıtmazsanız, üç fazdan alır nötrden kaybedersiniz. Bilindiği gibi üç fazlı sistemlerde, fazlara dengeli yük dağıtımı yapılmazsa, nötrden akım geçer. Bu akım dengesizlik nispetinde büyük olur. Nötrden geçen akım kayıp akımdır. Güç kaybıdır. Enerji kaybıdır. Bu kayıp çoğalınca sizi çarpabilir. Yangınlara sebep olabilir.

Doğaya bakalım. Her mevsimin bir işlevi vardır. Bahar olur ağaçlar yeşerir, yapraklanır. Güzün yapraklar sararır ve dökülür. Toprakta ağaçların beslenmesi için gübre olur. Kendi kendini besler. Aslına döner. Kışın toprak karla kaplanır. Uykuya dalar yaza dinlenmiş olarak kalkmak için.

Yeşil yapraklar oksijen verir. Karbondioksit alırlar. İnsanlar da solunum yaparken oksijen alır karbon dioksit verirler. Yani insanlarla ağaçlar arasında doğal bir denge vardır. Bu denge insan yaşamını sağlıklı kılmak içindir.

Bu dengeyi bozarsanız, hastalıklar baş gösterir. Ölümler çoğalır. Bozduğunuz doğal denge sizi ölüme götürür. Aslınıza dönmek zorunda kalırsınız. Ancak aslınızın sizi kabulü zorlaşır. Çünkü siz doğadaki dengeyi bozmuş, insanların yaşamını tehlikeye sokmuşsunuz.

Belki de siz ateşe sürülmeyi hak etmişsinizdir.

Bahar gelince yeşillenen meyve ağaçları çiçek açar, rüzgâr eser çiçekten çiçeğe tohum taşıyarak döllen mesini sağlar. Baharın ağaçlar tomurcuklanır meyve vermeye başlar. Çiçekler meyve olur. Yazın olgunlaşırlar İnsanlar ve hayvanlar için nimet olur beslenmelerine yarar. Toplanamayan olgunlaşmış meyveler, ağacın dibine düşer gene gübre olur kendini besler. Aslına döner.

Gönderen Yusuf Yaman zaman: 12:31 Hiç yorum yok:




ÇEVRE BİLİNCİ…


İnsanı hayatta motive eden ve yapması gereken işleri onun için kolaylaştıran önemli unsurlardan biri de dindir. İnsanlığın önünde bir ışık olan Yüce dinimiz İslam, sadece inanç ve ibadet konularında bizlere bir takım görevler yükleyip, hayatın diğer alanlarını başıboş bıraktığı düşünülmemelidir. İslam insan hayatının her yönüyle ilgili emirler, tavsiyeler ve uyarılar yapmaktadır.


Allah c.c insanı en güzel bir şekilde yaratmış ve güzel olan şeyleri de ona emanet etmiştir. Çevrede bu güzel emanetlerden bir tanesidir. İnsan, yaşadığı ortamın kirliliği veya temizliği oranında değer kazanır. ‘Aslan yatağından belli olur.’ atasözü bunun veciz bir şekilde ifadesidir. İçinde hayat bulduğumuz çevrenin inşası ve korunması en az iç âlemimizin temizliği ve berraklığı kadar önemlidir. Dış âlemimiz iç dünyamızın yansımasıdır. Durum böyle olunca dış dünyamıza verdiğimiz ehemmiyet iç dünyamızın dolayısıyla iman mertebemizin tezahürüdür

Kâinat, Allah’ın varlığını ve kudretini gösteren ve Allah’ın belli bir gaye için yarattığı eserler bütünüdür. Allah hiçbir şey boşuna yaratmamıştır. Tabiatta her varlığın bir görevi ve görevine paralel değeri vardır. Kur’an-ı Kerim yeryüzü ve gökyüzündeki canlı cansız bütün varlıkların belli bir ölçü ve dengeye göre yaratıldığından beyan ederken (Kamer 54/49), insanın tabiattan faydalanma esnasında bu ölçü ve dengeyi bozmaması gerektiğine de dikkat çekmektedir (Rahman 55/7-12). Ölçülü ve dengeli biçimde tabiatı kullanmak, insanın mümkün olan en uzun sürede tabiattan faydalanması sonucunu doğuracaktır.



Başlangıcından itibaren kıyamete kadar insanlık tabiatta olanı kullanacak, ondan faydalanacak ve hayatı için gerekli olan şeyleri elbette ki ondan çıkaracaktır. Ancak tabiattaki maddelerden bir kısmı hemen kullanıma uygun olup, pek çok madde ise ham halde bulunur. Ham halde bulunanlar ise üretim mekanizmalarından geçirilerek kullanıma uygun duruma getirilir. Bu yüzden insan, ihtiyacı olan pek çok şeyi üretmek zorundadır. Ama üretme, aynı zamanda tabiatta olanı tüketmek demektir. Bu yüzden tüketirken olduğu kadar üretirken de dikkatli olmak gerekmektedir. Tabiatta olanı tüketirken dikkat etmemiz gereken çok önemli bir husus vardır ki o da ekolojik denge dediğimiz tabiatın düzenine zarar vermemektir. Fakat ne yazık ki insanoğlu çoğu zaman bundan gaflet içindedir. Yapıp ettiği icraatlarda doğal çevreye zararlar vermekte, akıl almaz tahribatlar yapmaktadır. Şu iyice bilinmelidir ki, çevreye zarar vermekle insanoğlu aslında bindiği dalı kesmektedir.



Doğanın sorumsuzca tahrip edilmesi, çevrenin umursamaz bir tavırla kirletilmesi, tabiattaki sınırlı şeylerin hor kullanılması, tam bir mirasyedi tutumudur. Kendi kazanmadığını çarçur eden mirasyedi nasıl ki bir süre sonra eli boş ve perişan bir durumda kalırsa, çevreyi düşüncesizce tahrip edip kirletenler de kendi yaptıklarının cezası olarak yaşanmaz bir dünyanın içinde kendilerini bulacaklardır. Kur’an-ı Kerim de insanlara isabet eden bir kısım musibetlerin kendi yaptıklarının bir sonucu hatta “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettiklerinin bir sonucu olarak yeryüzünde bozulma başladı. Belki dönerler diye Allah (c.c.) yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını onlara tattıracaktır” (Rum 30/41) ayetiyle yaptıklarının bir cezası olduğunu vurgulamaktadır.


İslam, Müslümanlara bütün varlıklara saygı duymayı, onların hayat hakkına ilişmemeyi öğretmektedir. Buradan hareketle Müslümanların çevreyi sorumsuzca tahrip etmeyeceğini/edemeyeceğini, tabiatı bilinçsizce kullanmayacağını/kullanamayacağını söyleyebiliriz. Bu husus, çevre bilincinin oluşması açısından önemli bir noktadır. Bu bilinci alan bir kimsenin çevreyle ilişkisi de ona göre ölçülü olacaktır. En azından çevresindeki varlıkları kendisinin dost ve yardımcıları görecektir. Onlardan faydalanırken dengeyi bozmamaya dikkat edecektir.



Mahmut AYİK' dan

11 Ocak 2014 Cumartesi

Türkiye de su israfı ile ilgili haberler

Türkiye de su israfı çok.
Ürküten görüntü
11/01/2014 02:00

Meteorolojik kuraklık barajları vurdu. Barajlar 6 yıl öncesine döndü. İSKİ izlemede. Ancak İstanbul'un suyunun barajlar kadar çevre havzalardaki dere ve çaylardan pompalarla çekildiği belirtiliyor.
Haber: SERKAN OCAK -serkan.ocak@radikal.com.tr / Arşivi

İstanbul ’daki barajların doluluk oranı yüzde 34’e geriledi. Bu oran son 2008’de yaşanan kurak mevsimi hatırlattı. 2008’de de barajların doluluk oranı yüzde 26 seviyesine inmişti. İSKİ’nin verilerine göre, Elmalı Barajı’nda doluluk yüzde 7. Ancak barajda neredeyse tek damla su yok. Türkiye ’nin ‘kuraklıkla mücadele planı’ olmadığını söyleyen Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu ise suyun hesapsız ve kitapsızca tüketildiğini belirtti.
İstanbul’da her gün yaklaşık 2.5 milyon metreküp su tüketiliyor. Barajlardaki doluluk oranına göre, bugün itibariyle yaklaşık 300 milyon metreküp su bulunuyor. Elmalı Baraj Gölü’nde su tükenmiş durumda. Uzmanlara göre, Türkiye’de şu anda meteorolojik kuraklık yaşanıyor.

120 günlük su var

Alibeyköy Baraj Gölü yüzde 20 seviyesinde. Ömerli ise yüzde 50 ile en dolu olan baraj göllerinden. Eğer bugün itibariyle başka yağış olmazsa kentte 120 günlük su bulunuyor. Yani 4 aylık suyumuz kaldı.
Ancak İSKİ yetkilileri farklı bir noktaya değiniyor: “Elmalı Barajı Beykoz bölgesini besliyor. Ancak oradan şu anda su kullanımı yok. Melen’den besliyoruz. (Düzce’deki Melen Çayı’ndan İstanbul’a boru hattıyla su taşınıyor) Elmalı’ya bakıp İstanbul’un geneli için bir değerlendirme yapmak doğru olmaz. İstanbul Yeşilçay ve Melen’den de besleniyor. Bunlar barajlardaki doluluk oranına yansımıyor. Derelerden regülatörle su alınıyor. Melen’den Yeşilçay’la birlikte günlük yaklaşım 900 bin metreküp su kullanılıyor. Melen’in suyu Avrupa Yakası’na da veriliyor. Şu anda yağış mevsimindeyiz. Mayıs sonuna kadar bu mevsim devam ediyor. Şimdilik riskten bahsetmek doğru olmaz.”

Hesapsız kitapsız su tüketiyoruz
İTÜ Meteoroloji Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu ise, meteorolojik kuraklıkla ilgili Radikal’e yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Kuraklığın 4 aşaması var. Yağışlar uzun yıllar ortalamasının altına düşmesiyle meteorolojik kuraklık yaşanıyor. Yağışlardaki azlık barajlara ve yeraltı suyuna yansıyor. Baraj ve göllerdeki su seviyeleri uzun yıllar ortalamasının altına düşerse o zaman da hidrolojik kuraklık oluşuyor. Tarımda ekim dikim döneminde sulama gerekiyor. Barajlarda ve yeraltı sularında su yoksa tarımdaki sulama aksıyor. Topraktaki nem de düşüyor. Bu sefer tarımsal kuraklık oluşuyor. Sonraki aşama ise sosyoekonomik kuraklık. Su kısıntıları, tarım üretiminin aksaması. Etkileri halk yaşıyor.”
Türkiye’de şu an yaşanan durumla ilgili Kadıoğlu şunları dedi: “Şu anda yaşadığımız olayın çok sayıda meteorolojik etkisi var. Hava akımları yağışlara bazen blokaj oluşturuyor. Yüksek basınç oluşuyor. Gece ayaz, sabah sis oluyor. Mevsim kurak geçiyor.”
Prof. Kadıoğlu, “Dünyada kuraklıkla mücadele planları var. Su yılı 1 Ekim’de başlar. 30 Eylül’de biter. Yılbaşında nasıl parayla ilgili planlar devreye sokuluyorsa su yılına girildiğinde su bütçesi devreye sokulmalı. Şehirlerin suyu takip edilmesi gerekiyor. Kuraklık ne seviyedeyse ona göre önlemler alınmalı. Türkiye’de kuraklık kayıtları istatistiği yok. Hesapsız, kitapsızca suyumuzu tüketiyoruz.”

Trakya’da buğdaylar kırmızı renk aldı
Trakya’da kuraklık endişe yarattı. Edirne’de 1.5 milyon dönüme buğday ekildiğini söyleyen Edirne Ziraat Odası Başkanı Cengiz Yorulmaz, “Buğdayda sıkıntı yaşanıyor. Bazı yerlerde buğday renk değiştirmiş, kırmızı bir renk almış. Kış kuraklığı çok tehlikelidir. Yaz kuraklığına benzemez” dedi. Kırklareli Ziraat Odası Başkanı Ekrem Şaylan ise “Son yılların en büyük kuraklığını yaşıyoruz” dedi. Tekirdağ Ziraat Odası Başkanı İmdat Saygı da kuraklıktan dolayı kökboğazı hastalığı oluşabildiğini ancak henüz büyütülecek bir durum olmadığını söyledi. {EDİRNE / KIRKLARELİ / TEKİRDAĞ-AA}

Sapanca Gölü 100 metre çekildi
Türkiye’de sanayinin kalbi Kocaeli’nde su sıkıntısı yaşanıyor. Kuraklık nedeniyle Yuvacık Barajı Gölü’nde su seviyesi son yılların en düşük seviyesine indi. Yuvacıkta su azaldığında borularla takviye su aktarılan Sapanca Gölü’nde kimi bölgelerde 100 metre çekildi. Ciddi bir kuraklık yaşandığını söyleyen İSU Müdürü İlhan Bayram “Temmuz ayı itibariyle Sapanca Gölü’nden su almaya başladık” dedi. Kurak periyod nedeniyle Karamürsel ve Avcıdere barajlarının yapımını öne çektiklerini söyleyen Bayram, vatandaşlardan suyu özenli kullanmalarını istedi. (KOCAELİ/DHA)
Bakan Eroğlu: 2014’te kuraklık var... Ağva’ya 2 dev baraj inşa edeceğiz
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, İstanbul’un bu yıl kuraklık çekeceğini açıkladı. İstanbul’daki su durumu ile ilgili olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’la basın toplantısı düzenleyen Eroğlu, “İstanbul’da kuraklık olsa dahi 2-3 yıl su sıkıntısı çekilmesin diye Melen Barajı’nın temelini atmaya karar verdik. Yakında Melen Barajı’nın temelini atıyoruz” dedi. Eroğlu, Ağva’ya da 2 dev baraj yapılacağını belirtti.

‘İstanbul’a sıkıntı yaşatmayacağız’
İstanbul’da 7 ve 17 yılda bir kuraklık yaşandığını dile getiren Eroğlu, 2007 yılında kuraklık yaşandığını hatırlatarak “2014 senesinde bir kuraklık var. Ama merak etmeyin, kuraklığa karşı da tedbirimizi alıyoruz” dedi. Eroğlu şöyle devam etti:
“Melen Barajı’nın ne faydası var derseniz; biz Melen Barajı’yla 1 yıl değil, 2-3 yıl kuraklık olsa dahi suyu orada biriktirmek istiyoruz. Melen havzası iklim itibariyle başka bir havza. Burada kuraklık olduğu zaman bazen orada olmuyor. Bir diğer müjde Ağva civarında 2 tane dev baraj inşa edeceğiz. Onun da projelerini bir an önce hazırlayın diye talimat verdim. Birisi Osmangazi, diğeri Sungurlu barajı olmak üzere 2 tane daha dev baraj inşa edeceğiz. Geçen sene bu tarihte İstanbul barajlarındaki doluluk oranı yüzde 63 civarındaydı, bugün yüzde 33 civarında. Ama önemi yok biz tedbirlerimiz aldık. Yeşilçay ve Melen’i sürekli İstanbul’a aktarıyoruz. İstanbul’a sıkıntı yaşatmayacağız. Meteoroloji perşembe gününden itibaren yağış tahmininde bulundu. Sadece İstanbul’a değil, hiçbir şehrimize su sorunu yaşatmayacağız. Bu yıl Kıbrıs’a da su götüreceğiz.”
İBB Başkanı Kadir Topbaş ise İstanbullulardan suyu dikkatli kullanmalarını istedi. {İSTANBUL


1 Ocak 2014 Çarşamba

Emekli öğretmenin ağaç sevdası

Emekli öğretmenin ağaç sevdası

Bugün köşemi ağaca sevdalı, bunun için tüm imkanlarını kullanarak köyünde bir orman oluşturmaya çalışan emekli öğretmen Rahim Demirbaş'tan aldığım yazıya ayırmak istiyorum. Sevgili öğretmenimin de belirttiği gibi hem örnek olmasını diliyorum, hem de ülkemin sorunlarına kafa yoranların da bulunduğunu göstermek istiyorum.
Emekli öğretmen Rahim Demirbaş'ın mektubunu çok az kısaltarak ilginize sunuyorum:
"Değerli Abdülkadir Bey. Size bu yazıyı yazarken Saddam'ın idam haberini dinliyordum. İçim burkuldu. Bir insan bunu hak etmiş olabilir, fakat ABD'nin öldürmesi beni derinden üzdü. Esasında Irak diye bir devlet yok  iken İngilizler ve yandaşları pek çok Arap devletleri gibi Irak'ı da oluşturdular. O günden beri yüzleri gülmedi. Bundan millet olarak alacağımız çok ders var. En verimli petrol yataklarına, münbit topraklara sahip olan bir ülke. Kaynaklarını güzel kullanmazsa durum bu.
Allah insanlara devlet, servet, evlat, sıhhat, makam emanet eder. Kullanmasını bilmezsen emaneti alır. Benim derdim alan el değil veren el olmak. Benim bir dayım vardı 105 yaşında  rahmetli oldu:
 "Oğlum elin adamı adama bir zeytin tanesi verir de zeytin yağı almak için arkana huni tutar "derdi.
Sayın Yazarım, bizim Karapınar ile Ereğli arasından hiç geçtiniz mi bilmem? Bilmem  tusunami den daha beter olan ve günlerce esen çöl rüzgarlarına (Tozunamiye) hiç rastladınız mı? Ben böyle bir yerde kendi imkanlarımı kullanarak orman oluşturmaya çalışıyorum. Kimseden bir kör kuruş istemem. Tek sıkıntım vardı, su. Bunun için de çevrem sıkıntıya girdiğimi görünce devletime baş  vurmamı  söyledi. Ben de birkaç yere yazdım. Netice belirsiz. Değerli yazarım, bu çalışmamın doğruluğunu yöreden araştırabilirsiniz. Sizden istirhamım bu çalışmamda bir değer görürseniz köşenizde dile getirirseniz mutlu olurum . Belki örnek alan olur da orman yetiştirme işi artar diye düşünüyorum. Ben kimseden çelenk, palamut parası, kurban derisi filan talep etmiyorum. Yoksa boyumdan büyük işe mi kalkıştım diye aklımdan geçmiyor da değil hani.
Emekli bir öğretmenim. Konya Ereğli'sinin Beyören Köyü'nde 1940'ta doğmuşum. Köyüm ülkemizin en fakir köylerinden birisi, doğru dürüst suyu ve yolu yok. Bir zamanlar 220 hane olan köyümüz şimdi 40 haneye kadar düştü. Çoğunda tek başına yaşayan insanlar oturmakta. Öldüklerinde kapıları kapanacak.
Topraklarımız kıraç. Traktör yok iken köylü at ve öküzü ile çiftini sürüyor, mahsülünü de eliyle yoluyordu. Yolu olmadığı için fazla şehre de gelmiyordu. Elektirik, telefon parası diye bir şey de yoktu. Şimdi traktör geldi, köylünün aylarca uğraşıp yaptığı işi üç beş günde bitirdi. Yılın geri kalan uzun zamanı köylü değerlendiremedi. Çünki yeşil ziraat yapacak yeterli suyu da yoktu. Ziraatin tahsilini yapanlar da gelip köylerde yol gösterici olamadılar. Durum böyle olunca pek çok köy gibi  köylü köyü terk etti. Elindeki avucundakini satarak şehre gelen insanımız 200 metrekare yerde köyü yaşamaya çalıştılar. Çoğu amelelik ve seyyar satıcılık yaparak hayatlarını idameye kalktılar. Çocuklarını da çok parlak şekilde okutamadılar. Bu çocukların çoğu işsizler ordusuna katıldı. Bizim sokak çocukları veya kapkaççı deyiverdiğimiz çocuklar; şu an köyde yaşayan çocuklardan değil. Şehre göç etmiş ailelerin yavruları.
Sayın yazarım. Her köye fabrika yapmamız mümkün değil. Lakin köylüyü köyünde tutmak, köyleri şehir imkanlarına kavuşturmak gerekir. Bizim köyün dağları bir zamanlar ormanlarla kaplıymış, içerisinde ceylanlar bile gezermiş. Dağın pek çok yeri üzüm bağı sekilerinin kalıntısı ile dolu. Şimdi dağımız olmuş bir çöl. Erozyon, toprağını sıyırıp götürmüş. Ağaç dikmek istesek bile pek çok yerinde toprak kalmamış. Ben bundan 40 yıl önce beş şeker çuvalı meşe palamudu bulup geldim. Köylülerimizle dağımızın bir bölümüne bunları diktik. Palamutların pek çoğu yeşerdi. Ne yazık ki koruma imkanı olmadığı için hayvanlar pek azının yaşamasına fırsat verdi. Yine de bu orman sevdamdan vazgeçmedim. Ankara Yüksek Öğretmen Okulundan mezun olduktan sonra; güzel yurdumun çeşitli yörelerinde çalışarak emekli olup memleketime döndüm. Allah fırsat verdi, 1998 yılında köyümde  taşlık (Traktörle ziraat yapılamaz) araziler alıp  kendi öz imkanlarımla orman dikmeye başladım. Biraz birikimimle kooperatiften temin ettiğim evimi satarak arazimin etrafını hasır telle çevirdim. 8 km mesafeden bir parmak kalınlığında bulduğum bir suyu borularla, orman diktiğim araziye getirdim. Burada havuzlarda topladım. Bu suyu ağaçlara cansuyu olarak kullanıyorum. Şu ana kadar 100 çeşide yakın (sedir, çam, dişbudak, meşe, mavi servi, mahlep, ceviz, antepfıstığı vs.) on bin ağaç diktim. Bu ağaçlar bugüne kadar güzel büyüdü. Boyları 50 cm ile 5 m arasında değişiyor. Fırsat buldukça dikime devam ediyorum. Tek sıkıntım suyun yetersizliği. Ormanı sadece dikmek yetmez, koruyacaksın, sulayacaksın. En az 100 yıl bekleyeceksin. Ormanı  yağmalamak ve yakmak çok kolay.
 Ben şuna inanıyorum: Biz belki dedelerimiz gibi toprak fethedemeyiz, ama topraklarımızı 20 kat verimli hale getirirsek sanki 20 kat toprak fethetmiş gibi oluruz. Ülkemizin her tarafını yağmur ormanları gibi ormanlandırırsak, hem ülkemiz hem de bütün insanlar fayda görür. Biz kıyametin kopuyor olduğunu görsek bile ağaç diken bir kültürün sahibi iken nasıl oldu da bu güzel dağlarımız çırılçıplak kaldı?
Sizin işlerinizin yoğunluğunu biliyorum. Belki de bu yazımı umursamayabilirsiniz. Şundan eminim; sizler de güzel yurdumuzda iyi işler olması için uğraşıyorsunuz. Ne olursa olsun ben yine de ısrarla sizlerin kapısını çalmaya devam edeceğim. Yaptığım iş, çevreme hatta ülkeme örnek olacak diye düşünüyorum. Benim çalıştığım araziden çok daha elverişlisine sahip olan nice insanımız vardır, belki örnek alır. Bu iş bir tutkudan öte ülke sevgisi. Tarihte okuyoruz, dedelerimiz bugün evlenmiş, ertesi gün ülkesi için harbe gitmiş, bir daha da dönmemiş. Bu topraklar için şehit olmuşlar. Bizim çalışmamız o fedakarlığın yanında ne ki? Bu rahmetlilerin torunları olan bizler, her şeye çalışmadan, öğrenmeden kavuşmak mı istiyoruz? Bizim tayinimizi memleketin mahrumiyet bölgesi dediğimiz  bir yerine çıkarsalar gitmemek için elimizden geleni yaparız. Bu ülkeye kim sahip çıkacak?
Öğretmen okulunda okurken bir marşımız vardı: 'Şanlı yurdum seni yüceltmeye antlar olsun'. Ne oldu? Onlarca ziraat, orman ve veteriner fakültesi var. Toprağımız bol, güneşimiz bol, suyumuz pek çok ülkeye göre yeterli. Hazineler üzerinde aç oturuyoruz. Bu dünyanın en genç nesline sahip olan insanımızı galeyana getirip güzel örnekler göstermeliyiz. Bunu da ancak siz yazarlar ve biz eğitimciler başarırız. Dedelerimiz 400 çadırlık bir topluluktan imparatorluk oluşturmuşlar.
2 mg'lık bir çınar tohumunda binlerce yıl yaşayacak ulu çınar olma enerjisi var. Ben ormanı dikmeye başlayalı 8 yıl oldu. O günden beri pek çok köylüm çalışma imkanı buldu. Eğer benim yaptığımı yapan insanların sayısı çoğalırsa çok kişi köyünü terk etmez. Su damlaya damlaya mermeri deler."
Rahim Demirbaş
Emekli matematik öğretmeni


8 Ekim 2013 Salı

Dünyada Solunum Yasası

            DÜNYADA;  SOLUNUM DENGE YASASI
            Hazırlayan: Yusuf YAMAN
            Sevgili dünyalı kardeşlerimiz, gönül yolculuğuna çıkabilmek için, dünya ile işbirliği yapmak  gerekir. Dünyada, Yaratanın insanlar için yarattığı her şeyi korumak biz insanların görevidir. Çünkü, dünya üzerinde yaratılan her şey insanlara emanet edilmiştir. Her nimet insanların yaşamı için olup, insanların çabaları oranında paylaşımını gerekli kılar.
            Dünya insanı ego yu yok etmedikçe, korkulardan kurtulmadıkça, şüpheleri içinden söküp atmadıkça, doğrulukta ve dürüstlükte, birleşmedikçe, huzura eremeyecektir. Gönül yolculuğuna çıkamayacaktır.
            Dünyada Yaratanın insanları üstün bir misafir gibi ağırlamasını, insanlar artık fark etmelidirler.  Dünya insanı, talan ettiği tabiatı yeniden dünyaya iade etmelidir.
            Dünyayı yeşillendirerek ilk zamanlardaki Cennet durumuna döndürmelidir. Tabiat ile insanlar arasında işlemekte olan Solunun Denge Yasası: Yaratanın yaratma prensibine göre: Ağaçlar ve yeşillikler, Oksijen üretir, karbon dioksit emerler. İnsanlar ve hayvanlar; karbondioksit üretirler ve OKSİJEN solurlar.  İnsanlar, ağaçları yok ettiklerinde bu yasa işlemez hale gelir, ve insanlar bu yasanın işlemesini sekteye uğrattıkları için, yani, ağaçlar insanların ihtiyacı olan OKSİJEN'İ üretmekte yetersiz kaldıklarından, yasa insanlar tarafından çiğnenmiş oluyor.
             Günümüzde, şehirlerdeki ağaçlar kesilerek yerine dikilen beton bloklar, o çevrede, o ortamda yaşayan insanların, ihtiyacı olan oksijeni almaları imkanını yok ediliyor.  Oksijen eksikliğinden dolayı, çeşitli Hastalıklar baş göstermeye ve çoğalmaya başlamıştır.
            Bu nedenle dünyanın ilk devirlerde olduğu gibi insanlar için oksijen üretmeye devam etmesi için ağaçlandırmaya hız verilmeli ve yeşil alanların çoğaltılması ve koruma  altına  alınmasına önem verilmelidir.
            Dünyada  sevgi ve saygının yayılması için, insanların sağlıklı olması ve insanların talan ettikleri ağaçları dünyaya geri vermeleri gerekir.
            Bunun için dünyada ağaçlandırma yapmak ve ağaçları sulamak ve büyütmek için bilinçli bir çaba içine girilmelidir. İnsanların Tabiatla iletişime geçebilmesi için bu ilk şarttır.
            Dünyaya sevgi ile bakmak sevgi ile dünyayı biz insanlar için yaratan Yüce Yaratıcıya şükretmek insanlar için bir borçtur.
            İnsanlar sağlıklı olmak, inanıp; iyi, güzel, faydalı ve kalıcı işler yapmak, gönül dostu olmak için, dünya ile uyumlu bir yaşam sürmek zorundadır. İnsanların  bunun aksini yapması halinde kendi kendini yok etmesi demektir.
            Dünya insanı üzerinde yaşadığı dünyanın güzelliklerini ve tabiatı yok etme dürtüsünü yok etmedikçe; bugün içinde yaşadığı dramatik durumdan daha da kötü duruma gelecektir.
            İnsanların bu günkü dramatik duruma gelmeleri, yeşil alanların yok edilmesi ve dünya üzerindeki, havayı, suyu kirletmesi ile başlamıştır.
            Dünya insanının ilahi alemle iletişiminin kesilmesi, insanın egosuna yenik düşerek, kendisine emanet edilen dünya üzerindeki nimetlere hıyanet etmesi ile başlamıştır.



Yani ilahi alem elçileri, insanların bu hıyanetleri nedeniyle insanlardan uzaklaşmıştır.
            Egonun egemen olduğu dünyada, dünya varlıklarının dünya nimetlerini adil paylaşımı konusu zorla yok edilmiştir. Bunun sonucu olarak dünya insanlığının üzerine bir kabus gibi çökmüştür.
            Dünyadaki Solunum Yasasının işlemez hale getirilmesi sonucu olarak, insanlarda çeşitli hastalıklar artmaya başlamış, insan bedeni genetik değişikliğe uğramıştır. Sağlıklı insan yerine; hem bedenen hem de ruhen çöküntüye uğramış bir nesil yetişmeye başlamıştır.
            Dünya insanın genlerindeki bu değişiklik, insanların gönül yoluyla yaratanla olan iletişiminin  kesilmesine neden olmuştur.
            Dünya insanının tabiata karşı düşman gibi davranıp, dünyayı yağmalaması, kendine emanet edilen dünya  nimetlerini yerinde kullanılmaması nedeniyle; Yaratan ve Yaşatanla olan ilahi iletişimi kesilmiştir. 
            İlahi alemle tekrar iletişime geçebilmek için dünya insanı uyanmak, çevreye sevgi yaymak, talan ettiği dünya varlıklarını geri vermek zorundadır. Yani tabiatla işbirliği içinde olmak, dünyayı kirletmemek ve doğayla uyumlu yaşamı seçmek zorundadır. Dünyayı kirleten fosil yakıtlar yerine HİDROJEN ENERJİ Sistemlerini geliştirip kullanmalıdır.
            Tabiata karşı sevgi beslemek, saygılı olmak, toprağı kucaklamak için ille de mezara girmeyi beklemek olmaz. Diri iken tabiattan aldığımızı geri vermek zorundayız. Aksi halde kimse rahat yüzü göremez, kimse cennet yüzü göremez.
            İnsanoğlu kısa bir süre için dünyada bedenlenen geçici bir misafir olduğunu kavramalıdır. İnsanoğlu  misafir edildiği dünyada mülk sahibine iyi davranmak, kendisine ait olmayan dünya nimetlerini yerinde ve verimli kullanmakla görevlidir. Aç gözlülüğü bırakıp, dünya hayatının bir deneyimden ibaret olduğunun farkına varmalıdır.  İnsanoğlu kendi kendine sormalıdır?
"Öbür dünyaya; Bu Dünyayı Talan Eden Bir Hırsız Olarak mı Gitmek İstersin? Yoksa,  bir Bilge olarak mı gitmek istersiniz? Bir düşünelim ve kararımızı verelim.
            Allah, Kelamında insanları Bilge olarak yarattığını söylüyor. Bilgeliğe layık olmak için insanların çaba sarf etmesi ve doğal yasalara uygun hareket etmesi bir gerekliliktir. Bilge insan Yaratan ve Yaşatanın doğal yasalarına karşı gelmez. Çünkü insanlar da doğanın bir parçasıdır. Yaratanın yarattığı ayetlerdendir.
            Şehir planlamasında yönetmelikte kişi başı 10 m² yeşil alan bırakılması gerektiği yazılıdır. Ancak Projelere ve uygulamalara baktığımızda bu hususun gözetilmediğini görüyoruz. Neden insanların ihtiyacına uygun şehir planlamaları yapılmıyor. Para kazanmak uğruna insanların yaşamı tehlikeye atılıyor?
            Kentsel dönüşüm ve yap sat usulü ile yapılan inşaatlardan para kazanmak uğruna şehirlerde betonlaşma artmakta, doğal denge yasasına göre insanların oksijen solumaları engellenmektedir. Yeşil alanların yok edilmesi ile oluşan kirlenme sonucu olarak, Yetişkinler lüks dairelerde çürümekte, çocuklar oynayacak yeşil alan bulamadığından bunalımlara girmektedir.
İyi bilinmeli ki doğal denge yasaları gözetilmeden yapılan her iş, her plan, en kısa zamanda insanların aleyhine sonuçlanmaya mahkûmdur.






30 Eylül 2013 Pazartesi

Ağaçlar ve İnsanlar

AĞAÇLAR VE İNSANLAR
DEĞERLİ DOSTLAR !!!
HER ŞEHİRDE YAŞAMIN SAĞLIKLI OLARAK SÜRDÜRÜLEBİLMESİ İÇİN O ŞEHİREKİ İNSANLAR İÇİN OKSİJEN ÜRETECEK ŞEHİR ORMANINA VEYA AĞAÇLIKLI YAŞAM ALANLARINA İHTİYAÇ VARDIR. HER İNSAN İÇİN EN AZ 10 m² YEŞİL ALANA VE AĞAÇLIKLI SAHAYA İHTİYAÇ VARDIR. BU NEDENLE YAŞAMAK İÇİN AĞAÇLARI ÇOĞALTALIM VE KORUYALIM.
Bazı Belediyelerin bilinçsizce ağaç kesmelerine müsaade etmeyelim. Kişi başı 10 m² ağaçlıklı yeşil alan (park bahçe orman) oluşturması için belediyeleri uyaralım.
ORMANLARIMIZI KORUYALIM
Oksijeni ağaç verir,
Dikersen fidanı sevap gelir,
İnsana mutluluk gelir,.

Orman olmaz ise hayat da olmaz.
Ağacı kesen kişi yaşayamaz.
Erozyonu orman yapmaz.

Bir toprak kayması için şikâyetçiysen,
Bir fidan dikmesi biliyor isen,
Hemen bir fidan dik, sağlığına sağlık katsın.
Doğal afetleri koruyan ormandır.
Ormanlarımızı koruyalım.
Kopmasın fidanın biri,
Hiç gitmesin ağacın yeri,
Dünyamızın akciğeri,
Ormanlarımızı koruyalım.

Ormanın yeşili çamdır.
Orman vücuda bir hayattır.
Cahil ormanları yakandır.
Ormanlarımızı koruyalım.
Ormana sigara, cam kırığı, şişe, kibrit atmayalım.
Ormanlarımızı daha da yeşillendirelim.
Ormana zarar vereni cezalandıralım.
Ormanlarımızı koruyalım.

Ormana zarar veren kişi, dünya yaşamını yok edendir..
Ormanı yakan, yıkan kişi, kendine zarardır bu işi.
Bu işe bakmayalım, ormanlarımızı yakmayalım.Ormanlarımızı koruyalım.


Huriye AKYILDIZ

Merhaba ben sizlerle sinop orman kampında yaşadığım iş hayatımı paylaşmak istiyorum umarım sizlerde beğeni ile okursunuz, şimdiden sizlere sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

Ben 2007 yılının yaz tatilinde orman kampında çalışmak için işe girdim. Sabah saat 7de kalkıyordum dolmuş ile kampa gidiyordum ilk girişte güzel bir tabela yazıyordu ’sinop gazi mesire yeri ’muhteşem bir yerdi denizi doğası harikaydı sanki yalancı bir cennetti. Ben orada muhasebe işlerine ve düzenlemelere bakıyordum işyerindeki ekip arkadaşlarım ve patronlarım düzeyli kişilikli kişilerdi. Yurt dışından ve Türkiye'nin her tarafından tatil için güzel insanlar geliyorlardı giriş ve çıkışlarını ben yapıyordum. Gelen misafirlerimize gazi mesire yerimizin tanıtımını yapıyordum. Çadır kuruyorlardı çadırları ise biz kiralıyorduk onlara kimileri ise bungololarda, pansiyonlarda ya da otellerde kalıyorlardı. Özellikle turistlerle diyalog kurmayı çok seviyordum pratikte olsa İngilizcem vardı onlarla konuşabiliyordum ihtiyaçları olduklarında yardımcı olurdum.
Orman kampımız tertemiz havasıyla, masmavi deniziyle, mis gibi kokan ağaçlarıyla ve ulaşımı kolay yollarıyla ayrılmak istemediğiniz huzur dolu bir mevkiimizdir. Ben denize giremiyordum gündüzleri işimin yoğunluğundan dolayı akşama kadar çevrenin temizliğini kontrol ediyor, misafirlerimizle ilgileniyor ve muhasebesini tutmaktan fırsat bulamıyordum .Denize giren misafirlerimize anons yapıyordum mantarlı yerden ileriye geçmeyin diye çünkü çok derin oluyordu boğulma tehlikesinden korunmaları açısından uyarıda bulunuyordum.Bu nedenle gece giriyordum denize bazen çadır kuruyorduk eşimle o zaman deniz ılık ve daha sakin oluyordu.

Ben ormanda daha sağlıklı huzurlu ve rahat bir nefes alıyordum kesinlikle eve bile gitmek istemiyordum akşam saat 11e kadar çalışıyordum hiç sıkılmıyordum halkımızla sıcak dostluklar kuruyorduk gelen misafirlerimiz büyük bir memnuniyetle teşekkür ederek ayrılıyorlardı.

İşte arkadaşlar sizlerle bu önemli bir orman haftasında güzel bir anımı paylaşmak istedim lütfen sakın reklam amaçlı algılamayın muhteşem havasına hala doyamadım inşallah Sinop’a gidince ziyaret ederim bütün halkıma da tavsiye ederim. orman böyle güzel olmalıdır ormanlarımızı koruyalım sevelim sayalım nasıl ailenize yada bir büyüğünüze saygı küçüklerinize sevgi duyuyorsanız bizde bu duyarlılığımızı ormanlarımıza karşı kullanalım

Ormanlarımızı korumak en büyük azizliktir’ (ağla yüreğimden sözlerdi:))

SONGÜL BOZKA ÖZGÜN

SİNOP (MEMLEKETİM)

BİLECİK (İKAMETİM)

TARİH:26.03.2010)
SAAT:11.44

Ormana nasıl haykırırsan öyle karşılık verir. (Fin atasözü)

* Ağaca beşikten mezara kadar muhtacız. (Türk atasözü)

* Ağaçsız memleket duvaksız geline benzer. (Türk atasözü)

* Ağaç kökünden yıkılır. (Türk atasözü)

* Bir kuşağın diktiği ağacın gölgesinde gelecek kuşaklar serinler. (Çin atasözü)

* Yaş kesen baş keser. (Türk atasözü)

* Ağaç diken, kendinden başkasın) da sevdiğin! gösterir. (Amerikan atasözü)

* Ormansız yurt vatan değildir.

* Ormanlar milli servettir.

* Ormanı korumak, erozyonu önlemek demektir.

* Toprağını kaybetmek istemiyorsan, ormanı yok etme.

* Orman yurdun hem süsü, hem gücüdür.

* Yaş kesen baş keser.

* Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur.

* Sana gölge veren ağacı kesme!

* Ormana nasıl haykırırsan, öyle karşılık verir.

* Yol rehbersiz; dağ ormansız olmaz.

* Orman, orman içinde büyür.

* Bir kuşağın diktiği ağacın gölgesinde, gelecek kuşaklar serinler.

* Orman, yağmur yularıdır.

* Ağaçsız memleket, duvaksız geline benzer.

* Ağaca beşikten mezara kadar muhtacız.

* Ağaç diken, kendinden başkasını sevdiğini de gösterir.

* Orman bekçi ile değil, sevgi ile korunur.

* Orman, tarımın sigortasıdır.

* Ağaçlı köyü sel basmaz..

* Ağaç dikmek değil, büyütmek sorundur.

* Ağacın yemişi, o ağacı yetiştirmenin sadakasıdır
.
* Uygarlığın temelinde ağaç, çiçek ve yeşillik bulunmaktadır.

Not alıntıdır




2 Temmuz 2013 Salı

Doğa ve Denge


DOĞA VE DENGE

Doğada her şey denge üzerine kurulmuştur ve aslına dönmek üzere programlanmıştır. Elektrik de öyle. Elektriği dengeli dağıtmazsanız, üç fazdan alır nötrden kaybedersiniz. Bilindiği gibi üç fazlı sistemlerde, fazlara dengeli yük dağıtımı yapılmazsa, nötrden akım geçer. Bu akım dengesizlik nispetinde büyük olur. Nötrden geçen akım kayıp akımdır. Güç kaybıdır. Enerji kaybıdır. Bu kayıp çoğalınca sizi çarpabilir. Yangınlara sebep olabilir.

Doğaya bakalım. Her mevsimin bir işlevi vardır. Bahar olur ağaçlar yeşerir, yapraklanır. Güzün yapraklar sararır ve dökülür. Toprakta ağaçların beslenmesi için gübre olur. Kendi kendini besler. Aslına döner. Kışın toprak karla kaplanır. Uykuya dalar yaza dinlenmiş olarak kalkmak için.

Yeşil yapraklar oksijen verir. Karbondioksit alırlar. İnsanlar da solunum yaparken oksijen alır karbon dioksit verirler. Yani insanlarla ağaçlar arasında doğal bir denge vardır. Bu denge insan yaşamını sağlıklı kılmak içindir.

Bu dengeyi bozarsanız, hastalıklar baş gösterir. Ölümler çoğalır. Bozduğunuz doğal denge sizi ölüme götürür. Aslınıza dönmek zorunda kalırsınız. Ancak aslınızın sizi kabulü zorlaşır. Çünkü siz doğadaki dengeyi bozmuş, insanların yaşamını tehlikeye sokmuşsunuz.

Belki de siz ateşe sürülmeyi hak etmişsinizdir.

Bahar gelince yeşillenen meyve ağaçları çiçek açar, rüzgâr eser çiçekten çiçeğe tohum taşıyarak döllen mesini sağlar. Baharın ağaçlar tomurcuklanır meyve vermeye başlar. Çiçekler meyve olur. Yazın olgunlaşırlar İnsanlar ve hayvanlar için nimet olur beslenmelerine yarar. Toplanamayan olgunlaşmış meyveler, ağacın dibine düşer gene gübre olur kendini besler. Aslına döner.