20 Şubat 2014 Perşembe
4 Şubat 2014 Salı
Doğa ve Denge
2 Temmuz 2013 Salı
Doğada her şey denge üzerine kurulmuştur ve aslına dönmek üzere programlanmıştır. Elektrik de öyle. Elektriği dengeli dağıtmazsanız, üç fazdan alır nötrden kaybedersiniz. Bilindiği gibi üç fazlı sistemlerde, fazlara dengeli yük dağıtımı yapılmazsa, nötrden akım geçer. Bu akım dengesizlik nispetinde büyük olur. Nötrden geçen akım kayıp akımdır. Güç kaybıdır. Enerji kaybıdır. Bu kayıp çoğalınca sizi çarpabilir. Yangınlara sebep olabilir.
Doğaya bakalım. Her mevsimin bir işlevi vardır. Bahar olur ağaçlar yeşerir, yapraklanır. Güzün yapraklar sararır ve dökülür. Toprakta ağaçların beslenmesi için gübre olur. Kendi kendini besler. Aslına döner. Kışın toprak karla kaplanır. Uykuya dalar yaza dinlenmiş olarak kalkmak için.
Yeşil yapraklar oksijen verir. Karbondioksit alırlar. İnsanlar da solunum yaparken oksijen alır karbon dioksit verirler. Yani insanlarla ağaçlar arasında doğal bir denge vardır. Bu denge insan yaşamını sağlıklı kılmak içindir.
Bu dengeyi bozarsanız, hastalıklar baş gösterir. Ölümler çoğalır. Bozduğunuz doğal denge sizi ölüme götürür. Aslınıza dönmek zorunda kalırsınız. Ancak aslınızın sizi kabulü zorlaşır. Çünkü siz doğadaki dengeyi bozmuş, insanların yaşamını tehlikeye sokmuşsunuz.
Belki de siz ateşe sürülmeyi hak etmişsinizdir.
Bahar gelince yeşillenen meyve ağaçları çiçek açar, rüzgâr eser çiçekten çiçeğe tohum taşıyarak döllen mesini sağlar. Baharın ağaçlar tomurcuklanır meyve vermeye başlar. Çiçekler meyve olur. Yazın olgunlaşırlar İnsanlar ve hayvanlar için nimet olur beslenmelerine yarar. Toplanamayan olgunlaşmış meyveler, ağacın dibine düşer gene gübre olur kendini besler. Aslına döner.
ÇEVRE BİLİNCİ…
İnsanı hayatta motive eden ve yapması gereken işleri onun için kolaylaştıran önemli unsurlardan biri de dindir. İnsanlığın önünde bir ışık olan Yüce dinimiz İslam, sadece inanç ve ibadet konularında bizlere bir takım görevler yükleyip, hayatın diğer alanlarını başıboş bıraktığı düşünülmemelidir. İslam insan hayatının her yönüyle ilgili emirler, tavsiyeler ve uyarılar yapmaktadır.
Allah c.c insanı en güzel bir şekilde yaratmış ve güzel olan şeyleri de ona emanet etmiştir. Çevrede bu güzel emanetlerden bir tanesidir. İnsan, yaşadığı ortamın kirliliği veya temizliği oranında değer kazanır. ‘Aslan yatağından belli olur.’ atasözü bunun veciz bir şekilde ifadesidir. İçinde hayat bulduğumuz çevrenin inşası ve korunması en az iç âlemimizin temizliği ve berraklığı kadar önemlidir. Dış âlemimiz iç dünyamızın yansımasıdır. Durum böyle olunca dış dünyamıza verdiğimiz ehemmiyet iç dünyamızın dolayısıyla iman mertebemizin tezahürüdür
Kâinat, Allah’ın varlığını ve kudretini gösteren ve Allah’ın belli bir gaye için yarattığı eserler bütünüdür. Allah hiçbir şey boşuna yaratmamıştır. Tabiatta her varlığın bir görevi ve görevine paralel değeri vardır. Kur’an-ı Kerim yeryüzü ve gökyüzündeki canlı cansız bütün varlıkların belli bir ölçü ve dengeye göre yaratıldığından beyan ederken (Kamer 54/49), insanın tabiattan faydalanma esnasında bu ölçü ve dengeyi bozmaması gerektiğine de dikkat çekmektedir (Rahman 55/7-12). Ölçülü ve dengeli biçimde tabiatı kullanmak, insanın mümkün olan en uzun sürede tabiattan faydalanması sonucunu doğuracaktır.
Başlangıcından itibaren kıyamete kadar insanlık tabiatta olanı kullanacak, ondan faydalanacak ve hayatı için gerekli olan şeyleri elbette ki ondan çıkaracaktır. Ancak tabiattaki maddelerden bir kısmı hemen kullanıma uygun olup, pek çok madde ise ham halde bulunur. Ham halde bulunanlar ise üretim mekanizmalarından geçirilerek kullanıma uygun duruma getirilir. Bu yüzden insan, ihtiyacı olan pek çok şeyi üretmek zorundadır. Ama üretme, aynı zamanda tabiatta olanı tüketmek demektir. Bu yüzden tüketirken olduğu kadar üretirken de dikkatli olmak gerekmektedir. Tabiatta olanı tüketirken dikkat etmemiz gereken çok önemli bir husus vardır ki o da ekolojik denge dediğimiz tabiatın düzenine zarar vermemektir. Fakat ne yazık ki insanoğlu çoğu zaman bundan gaflet içindedir. Yapıp ettiği icraatlarda doğal çevreye zararlar vermekte, akıl almaz tahribatlar yapmaktadır. Şu iyice bilinmelidir ki, çevreye zarar vermekle insanoğlu aslında bindiği dalı kesmektedir.
Doğanın sorumsuzca tahrip edilmesi, çevrenin umursamaz bir tavırla kirletilmesi, tabiattaki sınırlı şeylerin hor kullanılması, tam bir mirasyedi tutumudur. Kendi kazanmadığını çarçur eden mirasyedi nasıl ki bir süre sonra eli boş ve perişan bir durumda kalırsa, çevreyi düşüncesizce tahrip edip kirletenler de kendi yaptıklarının cezası olarak yaşanmaz bir dünyanın içinde kendilerini bulacaklardır. Kur’an-ı Kerim de insanlara isabet eden bir kısım musibetlerin kendi yaptıklarının bir sonucu hatta “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettiklerinin bir sonucu olarak yeryüzünde bozulma başladı. Belki dönerler diye Allah (c.c.) yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını onlara tattıracaktır” (Rum 30/41) ayetiyle yaptıklarının bir cezası olduğunu vurgulamaktadır.
İslam, Müslümanlara bütün varlıklara saygı duymayı, onların hayat hakkına ilişmemeyi öğretmektedir. Buradan hareketle Müslümanların çevreyi sorumsuzca tahrip etmeyeceğini/edemeyeceğini, tabiatı bilinçsizce kullanmayacağını/kullanamayacağını söyleyebiliriz. Bu husus, çevre bilincinin oluşması açısından önemli bir noktadır. Bu bilinci alan bir kimsenin çevreyle ilişkisi de ona göre ölçülü olacaktır. En azından çevresindeki varlıkları kendisinin dost ve yardımcıları görecektir. Onlardan faydalanırken dengeyi bozmamaya dikkat edecektir.
Mahmut AYİK' dan
11 Ocak 2014 Cumartesi
Türkiye de su israfı ile ilgili haberler
Türkiye de su
israfı çok.
Ürküten görüntü
11/01/2014 02:00
Meteorolojik
kuraklık barajları vurdu. Barajlar 6 yıl öncesine döndü. İSKİ izlemede. Ancak
İstanbul'un suyunun barajlar kadar çevre havzalardaki dere ve çaylardan
pompalarla çekildiği belirtiliyor.
Haber: SERKAN
OCAK -serkan.ocak@radikal.com.tr / Arşivi
İstanbul ’daki barajların doluluk
oranı yüzde 34’e geriledi. Bu oran son 2008’de yaşanan kurak mevsimi
hatırlattı. 2008’de de barajların doluluk oranı yüzde 26 seviyesine inmişti.
İSKİ’nin verilerine göre, Elmalı Barajı’nda doluluk yüzde 7. Ancak barajda
neredeyse tek damla su yok. Türkiye ’nin
‘kuraklıkla mücadele planı’ olmadığını söyleyen Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu ise
suyun hesapsız ve kitapsızca tüketildiğini belirtti.
İstanbul’da her gün yaklaşık 2.5 milyon metreküp su tüketiliyor. Barajlardaki doluluk oranına göre, bugün itibariyle yaklaşık 300 milyon metreküp su bulunuyor. Elmalı Baraj Gölü’nde su tükenmiş durumda. Uzmanlara göre, Türkiye’de şu anda meteorolojik kuraklık yaşanıyor.
120 günlük su var
Alibeyköy Baraj Gölü yüzde 20 seviyesinde. Ömerli ise yüzde 50 ile en dolu olan baraj göllerinden. Eğer bugün itibariyle başka yağış olmazsa kentte 120 günlük su bulunuyor. Yani 4 aylık suyumuz kaldı.
Ancak İSKİ yetkilileri farklı bir noktaya değiniyor: “Elmalı Barajı Beykoz bölgesini besliyor. Ancak oradan şu anda su kullanımı yok. Melen’den besliyoruz. (Düzce’deki Melen Çayı’ndan İstanbul’a boru hattıyla su taşınıyor) Elmalı’ya bakıp İstanbul’un geneli için bir değerlendirme yapmak doğru olmaz. İstanbul Yeşilçay ve Melen’den de besleniyor. Bunlar barajlardaki doluluk oranına yansımıyor. Derelerden regülatörle su alınıyor. Melen’den Yeşilçay’la birlikte günlük yaklaşım 900 bin metreküp su kullanılıyor. Melen’in suyu Avrupa Yakası’na da veriliyor. Şu anda yağış mevsimindeyiz. Mayıs sonuna kadar bu mevsim devam ediyor. Şimdilik riskten bahsetmek doğru olmaz.”
İstanbul’da her gün yaklaşık 2.5 milyon metreküp su tüketiliyor. Barajlardaki doluluk oranına göre, bugün itibariyle yaklaşık 300 milyon metreküp su bulunuyor. Elmalı Baraj Gölü’nde su tükenmiş durumda. Uzmanlara göre, Türkiye’de şu anda meteorolojik kuraklık yaşanıyor.
120 günlük su var
Alibeyköy Baraj Gölü yüzde 20 seviyesinde. Ömerli ise yüzde 50 ile en dolu olan baraj göllerinden. Eğer bugün itibariyle başka yağış olmazsa kentte 120 günlük su bulunuyor. Yani 4 aylık suyumuz kaldı.
Ancak İSKİ yetkilileri farklı bir noktaya değiniyor: “Elmalı Barajı Beykoz bölgesini besliyor. Ancak oradan şu anda su kullanımı yok. Melen’den besliyoruz. (Düzce’deki Melen Çayı’ndan İstanbul’a boru hattıyla su taşınıyor) Elmalı’ya bakıp İstanbul’un geneli için bir değerlendirme yapmak doğru olmaz. İstanbul Yeşilçay ve Melen’den de besleniyor. Bunlar barajlardaki doluluk oranına yansımıyor. Derelerden regülatörle su alınıyor. Melen’den Yeşilçay’la birlikte günlük yaklaşım 900 bin metreküp su kullanılıyor. Melen’in suyu Avrupa Yakası’na da veriliyor. Şu anda yağış mevsimindeyiz. Mayıs sonuna kadar bu mevsim devam ediyor. Şimdilik riskten bahsetmek doğru olmaz.”
Hesapsız kitapsız su tüketiyoruz
İTÜ Meteoroloji Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu ise, meteorolojik kuraklıkla ilgili Radikal’e yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Kuraklığın 4 aşaması var. Yağışlar uzun yıllar ortalamasının altına düşmesiyle meteorolojik kuraklık yaşanıyor. Yağışlardaki azlık barajlara ve yeraltı suyuna yansıyor. Baraj ve göllerdeki su seviyeleri uzun yıllar ortalamasının altına düşerse o zaman da hidrolojik kuraklık oluşuyor. Tarımda ekim dikim döneminde sulama gerekiyor. Barajlarda ve yeraltı sularında su yoksa tarımdaki sulama aksıyor. Topraktaki nem de düşüyor. Bu sefer tarımsal kuraklık oluşuyor. Sonraki aşama ise sosyoekonomik kuraklık. Su kısıntıları, tarım üretiminin aksaması. Etkileri halk yaşıyor.”
Türkiye’de şu an yaşanan durumla ilgili Kadıoğlu şunları dedi: “Şu anda yaşadığımız olayın çok sayıda meteorolojik etkisi var. Hava akımları yağışlara bazen blokaj oluşturuyor. Yüksek basınç oluşuyor. Gece ayaz, sabah sis oluyor. Mevsim kurak geçiyor.”
Prof. Kadıoğlu, “Dünyada kuraklıkla mücadele planları var. Su yılı 1 Ekim’de başlar. 30 Eylül’de biter. Yılbaşında nasıl parayla ilgili planlar devreye sokuluyorsa su yılına girildiğinde su bütçesi devreye sokulmalı. Şehirlerin suyu takip edilmesi gerekiyor. Kuraklık ne seviyedeyse ona göre önlemler alınmalı. Türkiye’de kuraklık kayıtları istatistiği yok. Hesapsız, kitapsızca suyumuzu tüketiyoruz.”
İTÜ Meteoroloji Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu ise, meteorolojik kuraklıkla ilgili Radikal’e yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Kuraklığın 4 aşaması var. Yağışlar uzun yıllar ortalamasının altına düşmesiyle meteorolojik kuraklık yaşanıyor. Yağışlardaki azlık barajlara ve yeraltı suyuna yansıyor. Baraj ve göllerdeki su seviyeleri uzun yıllar ortalamasının altına düşerse o zaman da hidrolojik kuraklık oluşuyor. Tarımda ekim dikim döneminde sulama gerekiyor. Barajlarda ve yeraltı sularında su yoksa tarımdaki sulama aksıyor. Topraktaki nem de düşüyor. Bu sefer tarımsal kuraklık oluşuyor. Sonraki aşama ise sosyoekonomik kuraklık. Su kısıntıları, tarım üretiminin aksaması. Etkileri halk yaşıyor.”
Türkiye’de şu an yaşanan durumla ilgili Kadıoğlu şunları dedi: “Şu anda yaşadığımız olayın çok sayıda meteorolojik etkisi var. Hava akımları yağışlara bazen blokaj oluşturuyor. Yüksek basınç oluşuyor. Gece ayaz, sabah sis oluyor. Mevsim kurak geçiyor.”
Prof. Kadıoğlu, “Dünyada kuraklıkla mücadele planları var. Su yılı 1 Ekim’de başlar. 30 Eylül’de biter. Yılbaşında nasıl parayla ilgili planlar devreye sokuluyorsa su yılına girildiğinde su bütçesi devreye sokulmalı. Şehirlerin suyu takip edilmesi gerekiyor. Kuraklık ne seviyedeyse ona göre önlemler alınmalı. Türkiye’de kuraklık kayıtları istatistiği yok. Hesapsız, kitapsızca suyumuzu tüketiyoruz.”
Trakya’da buğdaylar kırmızı renk aldı
Trakya’da kuraklık endişe yarattı. Edirne’de 1.5 milyon dönüme buğday ekildiğini söyleyen Edirne Ziraat Odası Başkanı Cengiz Yorulmaz, “Buğdayda sıkıntı yaşanıyor. Bazı yerlerde buğday renk değiştirmiş, kırmızı bir renk almış. Kış kuraklığı çok tehlikelidir. Yaz kuraklığına benzemez” dedi. Kırklareli Ziraat Odası Başkanı Ekrem Şaylan ise “Son yılların en büyük kuraklığını yaşıyoruz” dedi. Tekirdağ Ziraat Odası Başkanı İmdat Saygı da kuraklıktan dolayı kökboğazı hastalığı oluşabildiğini ancak henüz büyütülecek bir durum olmadığını söyledi. {EDİRNE / KIRKLARELİ / TEKİRDAĞ-AA}
Trakya’da kuraklık endişe yarattı. Edirne’de 1.5 milyon dönüme buğday ekildiğini söyleyen Edirne Ziraat Odası Başkanı Cengiz Yorulmaz, “Buğdayda sıkıntı yaşanıyor. Bazı yerlerde buğday renk değiştirmiş, kırmızı bir renk almış. Kış kuraklığı çok tehlikelidir. Yaz kuraklığına benzemez” dedi. Kırklareli Ziraat Odası Başkanı Ekrem Şaylan ise “Son yılların en büyük kuraklığını yaşıyoruz” dedi. Tekirdağ Ziraat Odası Başkanı İmdat Saygı da kuraklıktan dolayı kökboğazı hastalığı oluşabildiğini ancak henüz büyütülecek bir durum olmadığını söyledi. {EDİRNE / KIRKLARELİ / TEKİRDAĞ-AA}
Sapanca Gölü 100 metre çekildi
Türkiye’de sanayinin kalbi Kocaeli’nde su sıkıntısı yaşanıyor. Kuraklık nedeniyle Yuvacık Barajı Gölü’nde su seviyesi son yılların en düşük seviyesine indi. Yuvacıkta su azaldığında borularla takviye su aktarılan Sapanca Gölü’nde kimi bölgelerde 100 metre çekildi. Ciddi bir kuraklık yaşandığını söyleyen İSU Müdürü İlhan Bayram “Temmuz ayı itibariyle Sapanca Gölü’nden su almaya başladık” dedi. Kurak periyod nedeniyle Karamürsel ve Avcıdere barajlarının yapımını öne çektiklerini söyleyen Bayram, vatandaşlardan suyu özenli kullanmalarını istedi. (KOCAELİ/DHA)
Bakan Eroğlu: 2014’te kuraklık var... Ağva’ya 2 dev baraj inşa edeceğiz
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, İstanbul’un bu yıl kuraklık çekeceğini açıkladı. İstanbul’daki su durumu ile ilgili olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’la basın toplantısı düzenleyen Eroğlu, “İstanbul’da kuraklık olsa dahi 2-3 yıl su sıkıntısı çekilmesin diye Melen Barajı’nın temelini atmaya karar verdik. Yakında Melen Barajı’nın temelini atıyoruz” dedi. Eroğlu, Ağva’ya da 2 dev baraj yapılacağını belirtti.
‘İstanbul’a sıkıntı yaşatmayacağız’İstanbul’da 7 ve 17 yılda bir kuraklık yaşandığını dile getiren Eroğlu, 2007 yılında kuraklık yaşandığını hatırlatarak “2014 senesinde bir kuraklık var. Ama merak etmeyin, kuraklığa karşı da tedbirimizi alıyoruz” dedi. Eroğlu şöyle devam etti:
“Melen Barajı’nın ne faydası var derseniz; biz Melen Barajı’yla 1 yıl değil, 2-3 yıl kuraklık olsa dahi suyu orada biriktirmek istiyoruz. Melen havzası iklim itibariyle başka bir havza. Burada kuraklık olduğu zaman bazen orada olmuyor. Bir diğer müjde Ağva civarında 2 tane dev baraj inşa edeceğiz. Onun da projelerini bir an önce hazırlayın diye talimat verdim. Birisi Osmangazi, diğeri Sungurlu barajı olmak üzere 2 tane daha dev baraj inşa edeceğiz. Geçen sene bu tarihte İstanbul barajlarındaki doluluk oranı yüzde 63 civarındaydı, bugün yüzde 33 civarında. Ama önemi yok biz tedbirlerimiz aldık. Yeşilçay ve Melen’i sürekli İstanbul’a aktarıyoruz. İstanbul’a sıkıntı yaşatmayacağız. Meteoroloji perşembe gününden itibaren yağış tahmininde bulundu. Sadece İstanbul’a değil, hiçbir şehrimize su sorunu yaşatmayacağız. Bu yıl Kıbrıs’a da su götüreceğiz.”
İBB Başkanı Kadir Topbaş ise İstanbullulardan suyu dikkatli kullanmalarını istedi. {İSTANBUL
Türkiye’de sanayinin kalbi Kocaeli’nde su sıkıntısı yaşanıyor. Kuraklık nedeniyle Yuvacık Barajı Gölü’nde su seviyesi son yılların en düşük seviyesine indi. Yuvacıkta su azaldığında borularla takviye su aktarılan Sapanca Gölü’nde kimi bölgelerde 100 metre çekildi. Ciddi bir kuraklık yaşandığını söyleyen İSU Müdürü İlhan Bayram “Temmuz ayı itibariyle Sapanca Gölü’nden su almaya başladık” dedi. Kurak periyod nedeniyle Karamürsel ve Avcıdere barajlarının yapımını öne çektiklerini söyleyen Bayram, vatandaşlardan suyu özenli kullanmalarını istedi. (KOCAELİ/DHA)
Bakan Eroğlu: 2014’te kuraklık var... Ağva’ya 2 dev baraj inşa edeceğiz
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, İstanbul’un bu yıl kuraklık çekeceğini açıkladı. İstanbul’daki su durumu ile ilgili olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’la basın toplantısı düzenleyen Eroğlu, “İstanbul’da kuraklık olsa dahi 2-3 yıl su sıkıntısı çekilmesin diye Melen Barajı’nın temelini atmaya karar verdik. Yakında Melen Barajı’nın temelini atıyoruz” dedi. Eroğlu, Ağva’ya da 2 dev baraj yapılacağını belirtti.
‘İstanbul’a sıkıntı yaşatmayacağız’İstanbul’da 7 ve 17 yılda bir kuraklık yaşandığını dile getiren Eroğlu, 2007 yılında kuraklık yaşandığını hatırlatarak “2014 senesinde bir kuraklık var. Ama merak etmeyin, kuraklığa karşı da tedbirimizi alıyoruz” dedi. Eroğlu şöyle devam etti:
“Melen Barajı’nın ne faydası var derseniz; biz Melen Barajı’yla 1 yıl değil, 2-3 yıl kuraklık olsa dahi suyu orada biriktirmek istiyoruz. Melen havzası iklim itibariyle başka bir havza. Burada kuraklık olduğu zaman bazen orada olmuyor. Bir diğer müjde Ağva civarında 2 tane dev baraj inşa edeceğiz. Onun da projelerini bir an önce hazırlayın diye talimat verdim. Birisi Osmangazi, diğeri Sungurlu barajı olmak üzere 2 tane daha dev baraj inşa edeceğiz. Geçen sene bu tarihte İstanbul barajlarındaki doluluk oranı yüzde 63 civarındaydı, bugün yüzde 33 civarında. Ama önemi yok biz tedbirlerimiz aldık. Yeşilçay ve Melen’i sürekli İstanbul’a aktarıyoruz. İstanbul’a sıkıntı yaşatmayacağız. Meteoroloji perşembe gününden itibaren yağış tahmininde bulundu. Sadece İstanbul’a değil, hiçbir şehrimize su sorunu yaşatmayacağız. Bu yıl Kıbrıs’a da su götüreceğiz.”
İBB Başkanı Kadir Topbaş ise İstanbullulardan suyu dikkatli kullanmalarını istedi. {İSTANBUL
1 Ocak 2014 Çarşamba
Emekli öğretmenin ağaç sevdası
Emekli öğretmenin ağaç sevdası
Bugün köşemi ağaca sevdalı, bunun için tüm imkanlarını
kullanarak köyünde bir orman oluşturmaya çalışan emekli öğretmen Rahim Demirbaş'tan aldığım yazıya ayırmak istiyorum. Sevgili öğretmenimin de belirttiği
gibi hem örnek olmasını diliyorum, hem de ülkemin sorunlarına kafa yoranların
da bulunduğunu göstermek istiyorum.
Emekli öğretmen Rahim
Demirbaş'ın mektubunu çok az kısaltarak ilginize sunuyorum:
"Değerli Abdülkadir Bey. Size bu yazıyı yazarken
Saddam'ın idam haberini dinliyordum. İçim burkuldu. Bir insan bunu hak etmiş
olabilir, fakat ABD'nin öldürmesi beni derinden üzdü. Esasında Irak diye bir
devlet yok iken İngilizler ve yandaşları pek çok Arap devletleri gibi
Irak'ı da oluşturdular. O günden beri yüzleri gülmedi. Bundan millet olarak
alacağımız çok ders var. En verimli petrol yataklarına, münbit topraklara sahip
olan bir ülke. Kaynaklarını güzel kullanmazsa durum bu.
Allah insanlara devlet, servet, evlat, sıhhat, makam
emanet eder. Kullanmasını bilmezsen emaneti alır. Benim derdim alan el değil
veren el olmak. Benim bir dayım vardı 105 yaşında rahmetli oldu:
"Oğlum elin adamı adama
bir zeytin tanesi verir de zeytin yağı almak için arkana huni tutar "derdi.
Sayın Yazarım, bizim Karapınar ile Ereğli arasından
hiç geçtiniz mi bilmem? Bilmem tusunami den
daha beter olan ve günlerce esen çöl rüzgarlarına (Tozunamiye) hiç rastladınız
mı? Ben böyle bir yerde kendi imkanlarımı kullanarak orman oluşturmaya
çalışıyorum. Kimseden bir kör kuruş istemem. Tek sıkıntım vardı, su. Bunun için
de çevrem sıkıntıya girdiğimi görünce devletime baş vurmamı söyledi. Ben de birkaç yere yazdım. Netice
belirsiz. Değerli yazarım, bu çalışmamın doğruluğunu yöreden
araştırabilirsiniz. Sizden istirhamım bu çalışmamda bir değer görürseniz
köşenizde dile getirirseniz mutlu olurum . Belki örnek alan olur da orman
yetiştirme işi artar diye düşünüyorum. Ben kimseden çelenk, palamut parası,
kurban derisi filan talep etmiyorum. Yoksa boyumdan büyük işe mi kalkıştım diye
aklımdan geçmiyor da değil hani.
Emekli bir öğretmenim. Konya Ereğli'sinin Beyören
Köyü'nde 1940'ta doğmuşum. Köyüm ülkemizin en fakir köylerinden birisi, doğru
dürüst suyu ve yolu yok. Bir zamanlar 220 hane olan köyümüz şimdi 40 haneye
kadar düştü. Çoğunda tek başına yaşayan insanlar oturmakta. Öldüklerinde
kapıları kapanacak.
Topraklarımız kıraç. Traktör yok iken köylü at ve
öküzü ile çiftini sürüyor, mahsülünü de eliyle yoluyordu. Yolu olmadığı için
fazla şehre de gelmiyordu. Elektirik, telefon parası diye bir şey de yoktu.
Şimdi traktör geldi, köylünün aylarca uğraşıp yaptığı işi üç beş günde bitirdi.
Yılın geri kalan uzun zamanı köylü değerlendiremedi. Çünki yeşil ziraat yapacak
yeterli suyu da yoktu. Ziraatin tahsilini yapanlar da gelip köylerde yol
gösterici olamadılar. Durum böyle olunca pek çok köy gibi köylü köyü terk
etti. Elindeki avucundakini satarak şehre gelen insanımız 200 metrekare yerde
köyü yaşamaya çalıştılar. Çoğu amelelik ve seyyar satıcılık yaparak hayatlarını
idameye kalktılar. Çocuklarını da çok parlak şekilde okutamadılar. Bu
çocukların çoğu işsizler ordusuna katıldı. Bizim sokak çocukları veya kapkaççı
deyiverdiğimiz çocuklar; şu an köyde yaşayan çocuklardan değil. Şehre göç etmiş
ailelerin yavruları.
Sayın yazarım. Her köye fabrika yapmamız mümkün değil.
Lakin köylüyü köyünde tutmak, köyleri şehir imkanlarına kavuşturmak gerekir.
Bizim köyün dağları bir zamanlar ormanlarla kaplıymış, içerisinde ceylanlar
bile gezermiş. Dağın pek çok yeri üzüm bağı sekilerinin kalıntısı ile dolu.
Şimdi dağımız olmuş bir çöl. Erozyon, toprağını sıyırıp götürmüş. Ağaç dikmek
istesek bile pek çok yerinde toprak kalmamış. Ben bundan 40 yıl önce beş şeker
çuvalı meşe palamudu bulup geldim. Köylülerimizle dağımızın bir bölümüne bunları
diktik. Palamutların pek çoğu yeşerdi. Ne yazık ki koruma imkanı olmadığı için
hayvanlar pek azının yaşamasına fırsat verdi. Yine de bu orman sevdamdan
vazgeçmedim. Ankara Yüksek Öğretmen Okulundan mezun olduktan sonra; güzel
yurdumun çeşitli yörelerinde çalışarak emekli olup memleketime döndüm. Allah
fırsat verdi, 1998 yılında köyümde taşlık (Traktörle ziraat yapılamaz)
araziler alıp kendi öz imkanlarımla orman dikmeye başladım. Biraz
birikimimle kooperatiften temin ettiğim evimi satarak arazimin etrafını hasır
telle çevirdim. 8 km mesafeden bir parmak kalınlığında bulduğum bir suyu
borularla, orman diktiğim araziye getirdim. Burada havuzlarda topladım. Bu suyu
ağaçlara cansuyu olarak kullanıyorum. Şu ana kadar 100 çeşide yakın (sedir,
çam, dişbudak, meşe, mavi servi, mahlep, ceviz, antepfıstığı vs.) on bin ağaç
diktim. Bu ağaçlar bugüne kadar güzel büyüdü. Boyları 50 cm ile 5 m arasında
değişiyor. Fırsat buldukça dikime devam ediyorum. Tek sıkıntım suyun
yetersizliği. Ormanı sadece dikmek yetmez, koruyacaksın, sulayacaksın. En az
100 yıl bekleyeceksin. Ormanı yağmalamak
ve yakmak çok kolay.
Ben şuna
inanıyorum: Biz belki dedelerimiz gibi toprak fethedemeyiz, ama topraklarımızı
20 kat verimli hale getirirsek sanki 20 kat toprak fethetmiş gibi oluruz. Ülkemizin
her tarafını yağmur ormanları gibi ormanlandırırsak, hem ülkemiz hem de bütün
insanlar fayda görür. Biz kıyametin kopuyor olduğunu görsek bile ağaç diken bir
kültürün sahibi iken nasıl oldu da bu güzel dağlarımız çırılçıplak kaldı?
Sizin işlerinizin yoğunluğunu biliyorum. Belki de bu
yazımı umursamayabilirsiniz. Şundan eminim; sizler de güzel yurdumuzda iyi
işler olması için uğraşıyorsunuz. Ne olursa olsun ben yine de ısrarla sizlerin
kapısını çalmaya devam edeceğim. Yaptığım iş, çevreme hatta ülkeme örnek olacak
diye düşünüyorum. Benim çalıştığım araziden çok daha elverişlisine sahip olan
nice insanımız vardır, belki örnek alır. Bu iş bir tutkudan öte ülke sevgisi.
Tarihte okuyoruz, dedelerimiz bugün evlenmiş, ertesi gün ülkesi için harbe
gitmiş, bir daha da dönmemiş. Bu topraklar için şehit olmuşlar. Bizim
çalışmamız o fedakarlığın yanında ne ki? Bu rahmetlilerin torunları olan
bizler, her şeye çalışmadan, öğrenmeden kavuşmak mı istiyoruz? Bizim tayinimizi
memleketin mahrumiyet bölgesi dediğimiz bir yerine çıkarsalar gitmemek
için elimizden geleni yaparız. Bu ülkeye kim sahip çıkacak?
Öğretmen okulunda okurken bir marşımız vardı: 'Şanlı
yurdum seni yüceltmeye antlar olsun'. Ne oldu? Onlarca ziraat, orman ve
veteriner fakültesi var. Toprağımız bol, güneşimiz bol, suyumuz pek çok ülkeye
göre yeterli. Hazineler üzerinde aç oturuyoruz. Bu dünyanın en genç nesline
sahip olan insanımızı galeyana getirip güzel örnekler göstermeliyiz. Bunu da
ancak siz yazarlar ve biz eğitimciler başarırız. Dedelerimiz 400 çadırlık bir
topluluktan imparatorluk oluşturmuşlar.
2 mg'lık bir çınar tohumunda binlerce yıl yaşayacak
ulu çınar olma enerjisi var. Ben ormanı dikmeye başlayalı 8 yıl oldu. O günden
beri pek çok köylüm çalışma imkanı buldu. Eğer benim yaptığımı yapan insanların
sayısı çoğalırsa çok kişi köyünü terk etmez. Su damlaya damlaya mermeri
deler."
Rahim Demirbaş
Emekli matematik
öğretmeni
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)