ÇEVRE BİLİNCİ…
İnsanı hayatta motive eden ve yapması gereken işleri
onun için kolaylaştıran önemli unsurlardan biri de dindir. İnsanlığın önünde
bir ışık olan Yüce dinimiz İslam, sadece inanç ve ibadet konularında bizlere
bir takım görevler yükleyip, hayatın diğer alanlarını başıboş bıraktığı
düşünülmemelidir. İslam insan hayatının her yönüyle ilgili emirler, tavsiyeler
ve uyarılar yapmaktadır.
Allah c.c insanı en güzel bir şekilde yaratmış ve güzel olan şeyleri de ona
emanet etmiştir. Çevrede bu güzel emanetlerden bir tanesidir. İnsan, yaşadığı
ortamın kirliliği veya temizliği oranında değer kazanır. ‘Aslan yatağından
belli olur.’ atasözü bunun veciz bir şekilde ifadesidir. İçinde hayat
bulduğumuz çevrenin inşası ve korunması en az iç âlemimizin temizliği ve
berraklığı kadar önemlidir. Dış âlemimiz iç dünyamızın yansımasıdır. Durum
böyle olunca dış dünyamıza verdiğimiz ehemmiyet iç dünyamızın dolayısıyla iman
mertebemizin tezahürüdür
Kâinat, Allah’ın varlığını ve kudretini gösteren ve Allah’ın belli bir gaye
için yarattığı eserler bütünüdür. Allah hiçbir şey boşuna yaratmamıştır.
Tabiatta her varlığın bir görevi ve görevine paralel değeri vardır. Kur’an-ı
Kerim yeryüzü ve gökyüzündeki canlı cansız bütün varlıkların belli bir ölçü ve
dengeye göre yaratıldığından beyan ederken (Kamer 54/49), insanın tabiattan
faydalanma esnasında bu ölçü ve dengeyi bozmaması gerektiğine de dikkat
çekmektedir (Rahman 55/7-12). Ölçülü ve dengeli biçimde tabiatı kullanmak,
insanın mümkün olan en uzun sürede tabiattan faydalanması sonucunu
doğuracaktır.
Başlangıcından itibaren kıyamete kadar insanlık tabiatta olanı kullanacak,
ondan faydalanacak ve hayatı için gerekli olan şeyleri elbette ki ondan
çıkaracaktır. Ancak tabiattaki maddelerden bir kısmı hemen kullanıma uygun olup,
pek çok madde ise ham halde bulunur. Ham halde bulunanlar ise üretim
mekanizmalarından geçirilerek kullanıma uygun duruma getirilir. Bu yüzden
insan, ihtiyacı olan pek çok şeyi üretmek zorundadır. Ama üretme, aynı zamanda
tabiatta olanı tüketmek demektir. Bu yüzden tüketirken olduğu kadar üretirken
de dikkatli olmak gerekmektedir. Tabiatta olanı tüketirken dikkat etmemiz
gereken çok önemli bir husus vardır ki o da ekolojik denge dediğimiz tabiatın
düzenine zarar vermemektir. Fakat ne yazık ki insanoğlu çoğu zaman bundan
gaflet içindedir. Yapıp ettiği icraatlarda doğal çevreye zararlar vermekte,
akıl almaz tahribatlar yapmaktadır. Şu iyice bilinmelidir ki, çevreye zarar
vermekle insanoğlu aslında bindiği dalı kesmektedir.
Doğanın sorumsuzca tahrip edilmesi, çevrenin umursamaz bir tavırla
kirletilmesi, tabiattaki sınırlı şeylerin hor kullanılması, tam bir mirasyedi
tutumudur. Kendi kazanmadığını çarçur eden mirasyedi nasıl ki bir süre sonra
eli boş ve perişan bir durumda kalırsa, çevreyi düşüncesizce tahrip edip
kirletenler de kendi yaptıklarının cezası olarak yaşanmaz bir dünyanın içinde
kendilerini bulacaklardır. Kur’an-ı Kerim de insanlara isabet eden bir kısım
musibetlerin kendi yaptıklarının bir sonucu hatta “İnsanların kendi elleriyle
yapıp ettiklerinin bir sonucu olarak yeryüzünde bozulma başladı. Belki dönerler
diye Allah (c.c.) yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını onlara tattıracaktır”
(Rum 30/41) ayetiyle yaptıklarının bir cezası olduğunu vurgulamaktadır.
İslam, Müslümanlara bütün varlıklara saygı duymayı, onların hayat hakkına
ilişmemeyi öğretmektedir. Buradan hareketle Müslümanların çevreyi sorumsuzca
tahrip etmeyeceğini/edemeyeceğini, tabiatı bilinçsizce
kullanmayacağını/kullanamayacağını söyleyebiliriz. Bu husus, çevre bilincinin
oluşması açısından önemli bir noktadır. Bu bilinci alan bir kimsenin çevreyle
ilişkisi de ona göre ölçülü olacaktır. En azından çevresindeki varlıkları
kendisinin dost ve yardımcıları görecektir. Onlardan faydalanırken dengeyi
bozmamaya dikkat edecektir.
Mahmut AYİK
mahmutayik02@hotmail.com